Bir zamanlar “Edirne’yi Enver alacağına düşman alsın” diyebilen zihniyet neyse, bugün ülkesine dış müdahaleyi ima eden, hatta bunu normalleştiren bakış açısı da odur. O günün manda ve himaye arayışları nasıl ki millet vicdanında mahkûm edildiyse, bugün de benzer düşünceler aynı tehlikeyi taşımaktadır. Çünkü mesele bir siyasi lider değil, devletin egemenliği ve milletin onurudur.
Soruyu açık soralım:
Türkiye nükleer silah üretmek istese ve ABD–İsrail hattı “Türkiye’de hukuk yok, diktatörlük var” diyerek müdahale etmek istese… Bu müdahaleden yana mı olacaksınız? Bu ülkeye baskı kurulmasını mı savunacaksınız? Bunun için yeni bir “ABD muhipleri cemiyeti” mi kuracaksınız?
Siyaset içerde yapılır. İktidar sandıkta değiştirilir. Eleştiri de muhalefet de bu milletin kendi iradesiyle anlam kazanır. Dışarıdan gelecek bir baskıyı, yaptırımı ya da müdahaleyi meşru görmek; siyasi rekabeti bırakıp ülkeyi tartışma konusu yapmak demektir. Bu da ne muhalefettir ne demokrasi; bu, doğrudan doğruya egemenlik tartışmasıdır.
Bu ülkenin hafızasında başka bir gerçek daha vardır: Bu topraklar, kendi Cumhurbaşkanını da eleştirir, hükümetini de değiştirir; ama yabancı bir gücün müdahalesine karşı yekvücut olur. Bu refleks, siyasetin ötesinde bir milli duruştur. Çünkü mesele kişiler değil, vatanın bütünlüğüdür.
Dahası, bu satırları yazanların tamamı iktidar destekçisi değildir. Hayatı boyunca Erdoğan’a oy vermemiş, en sert muhalefeti yapmış insanlar bile söz konusu dış müdahale olduğunda aynı yerde durur. Çünkü muhalif olmak başka, ülkenin zayıflatılmasını istemek bambaşka bir şeydir.
Bugün “nasıl giderse gitsin” diyenlere hatırlatmak gerekir:
Devlet zayıflarsa siyaset de kalmaz. Egemenlik tartışmaya açılırsa demokrasi de anlamını yitirir. Dış müdahale çağrışımı yapan her söz, yarın geri dönüşü olmayan kapılar açabilir.
Bu yüzden çağrı nettir:
Siyaset yapın, eleştirin, sandığı bekleyin… Ama dışarıdan müdahale beklentisi içine girmeyin. Bu milletin sabrını zorlamayın. Çünkü bu toprakların hafızası güçlüdür ve tarihin hangi sayfasında kimlerin nasıl anıldığını unutmaz.
Sonrası mı?
Tarih, manda arayanları da yazar…
Tarih, işgali meşrulaştıranları da yazar…
Ve tarih, kendi ülkesi için dimdik duranları da yazar.
Tercih, herkesin kendi vicdanında.