Ağrı gibi kadim, hafızası güçlü bir şehirde görev almak; vitrine çıkmak değil, aynaya bakmayı göze almaktır.
Çünkü bu şehir unvanı değil, duruşu kaydeder.
Kim geldi, nasıl geldi değil; kim gitti, ne bıraktı diye yazar hanesine.
Dava size sosyal statü verdiğinde, o statünün ağırlığını taşıyamıyorsanız bilin ki sorun davada değil, karakterdedir.Makam sizi büyütmez; siz makama ne kattıysanız odur büyüyen.
Ve eğer günün sonunda geldiğiniz yere yüzünüz kızarmadan dönebiliyorsanız, bu bir kayıp değil, büyük bir kurtuluştur.
Mesele göreve geldiğinizde nasıl parladığınız değil; gittiğinizde nasıl anıldığınızdır.Arkadan edilen dua mı kalır, yoksa “nihayet” kelimesi mi…
İşte gerçek bilanço budur. Makamlar geçicidir ama bıraktığı iz kalıcıdır.
Ağrı’da bazı koltuklar vardır; oturana değil, taşıyana yakışır. O koltuklar kibri değil, sabrı sever. Şatafatı değil, samimiyeti tanır. Kendini “marka” sananlar bilsin ki; halkın gönlünde karşılığı olmayan hiçbir etiket uzun ömürlü değildir.
Allah karakterimize zeval vermesin…
Çünkü karakteriyle statü kazanmamış herkesin değeri, görev süresi kadardır.Süre bittiğinde geriye ne kaldığı ise insanın aynadaki yüzünü belirler.
Bu şehir çok şey gördü. Görevle büyüyeni de, görev gidince küçüleni de…
O yüzden Ağrı’da makamlar susar, insanlar konuşur.
Ve en sonunda tarih, kimin gerçekten başkan olduğunu sessizce yazar.