Ancak asıl mesele yeni isimler aramak değildir. Asıl mesele, hak edene fırsat verip veremediğimizdir.
Ne yazık ki çoğu zaman insanları liyakatiyle değil, ideolojisiyle; çalışkanlığıyla değil, düşüncesiyle; hizmet kapasitesiyle değil, dünya görüşüyle tartıyoruz. Oysa belediyecilik de, kamu yönetimi de, toplumsal sorumluluk da bir fikir yarışı değil; hizmet yarışıdır.
Bu şehirde taş üstüne taş koyacak birine ihtiyaç varsa, o kişinin hangi görüşten olduğu değil, ne kadar çalışacağı önemlidir. Çünkü yol ideolojiye göre asfaltlanmaz. Su, düşünceye göre akmaz. Parklar siyasi kimliğe göre yeşermez. Hizmet, taraf tutmaz.
Diyadin’in en büyük ihtiyacı; fikirlerimizden vazgeçmek değil belki ama fikirlerimizin önüne adalet duygusunu koyabilmektir. “Bizden” olsun anlayışı yerine “işi bilen” olsun anlayışını benimseyebilmektir.
Toplum olarak şunu sormalıyız:
Biz gerçekten hizmet edecek insan mı arıyoruz, yoksa bize benzeyen insan mı?
Eğer ölçümüz sadakat olursa, liyakat geri planda kalır. Eğer ölçümüz ideoloji olursa, ehliyet zayıflar. Ve bunun bedelini de yine Diyadin öder. Gelişmeyen yollarla, yarım kalan projelerle, ertelenen umutlarla…
Oysa hak edenlere şans verildiğinde şehir kazanır. Çünkü ehil eller iş üretir, çözüm üretir, güven üretir. Ve güven, bir kentin en sağlam temelidir.
Bugün Diyadin’in ihtiyacı olan şey yeni sloganlar değil; adil tercihlerdir.
Yeni tartışmalar değil; doğru kadrolardır.
Hizmet adamı aramak kolay değildir.
Ama hak edene fırsat vermek bizim elimizdedir.