Uzun zamandır memlekette bir şeylerin yolunda gitmediğini hissediyorduk. Hizmet eksikliği, ilgisizlik, ötelenmiş sorunlar, kaderine terk edilmiş mahalleler… Hepsi gönül gözümüze takılıyordu ama dillendiren azdı. Konuşanlar ya “abartıyor” denilerek susturuldu ya da “siyaset yapıyor” ithamıyla kenara itildi. Oysa mesele siyaset değil, mesele memleketti.
Biz önce gönül gözümüzle gördük. Yapılmayan yolları, tutulmayan sözleri, unutulan insanları… Bir ilçenin yıllar içinde nasıl ağır ağır geriye gittiğini, umudun nasıl sessizce azaldığını, gençlerin nasıl hayallerini bavuluna koyup gittiğini gördük. Gördük ama sadece bakmadık; içimiz acıdı.
Şimdi gelinen noktada, yarından sonra inşallah gönül gözümüzle gördüklerimizi artık gözümüzle de göreceğiz. Çünkü hakikat, ne kadar ertelenirse ertelensin, eninde sonunda kendini gösterir. Üzeri örtülen sorunlar büyür, yok sayılan eksikler daha da derinleşir. Ve bir gün gelir, herkes aynı manzarayla yüzleşmek zorunda kalır.
Bu yazı bir suçlama değil; bir hatırlatmadır. Kimseyi hedef almak için değil, memleketi hedefe koymak içindir. Çünkü bu topraklarda kaybedecek vaktimiz yok. Görmezden gelerek, susarak, alışarak hiçbir şey düzelmedi, düzelmez.
Artık bakmak yetmiyor, görmek gerekiyor. Gönül gözüyle gördüklerimizi gözümüzle de gördüğümüzde, belki o zaman gerçek bir yüzleşme başlayacak. Ve o yüzleşme, ya bu memlekete yeni bir yol açacak ya da kayıplarımızın hesabını daha ağır ödeyeceğiz.
Tercih hâlâ bizim. Görmek isteyen için işaretler ortada. Gönül gözü açık olanlar zaten çoktan gördü. Şimdi sıra, gözünü kapatanlarda.