Çünkü susunca içimde büyüyor her şey. Yazınca hafifliyor, kalemden kâğıda dökülünce biraz olsun nefes alıyor insan. Bu bir şikâyet değil sadece; bu, gördüğünü söyleme mecburiyeti.
Yolları yazıyorum mesela…
Bir yamayla geçiştirilen umutları, bir tabelayla örtülmeye çalışılan eksikleri. Gösterişli sözlerin arkasında gizlenen ihmalleri. Herkesin bildiğini ama kimsenin yüksek sesle dile getirmediğini.Bu memleketin derdi çok.
Ama derdi konuşmaktan kaçanları daha çok. Eleştiriyi düşmanlık sanan, uyarıyı saygısızlıkla karıştıran bir anlayışla karşı karşıyayız. Oysa yazmak; yakmak değil, uyandırmaktır.Ben yazıyorum çünkü seviyorum.
Sevdiğin şey için susmazsın. Yanlışa “yanlış” demek, memleketi kötülemek değil; aksine sahip çıkmaktır. Kırmadan, dökmeden ama eğip bükmeden…Ve her satıra başlarken içimden aynı cümle geçiyor:
Kovulmuş şeytanın şerrinden sana sığınırım.
Çünkü niyetim fitne değil, fesat hiç değil. Niyetim; hakikatin tarafında durmak.Belki rahatsız olanlar olacak.
Belki “neden yazıyorsun” diyenler çıkacak. Ama ben yine yazacağım. Çünkü yazmadığımda içimde biriken yük, bu memlekete olan borcum olarak kalıyor.
Yazıyorum…Çünkü başka türlü rahatlayamıyorum.
