Bugün öyle bir çağdayız ki, doğruyu söylemek cesaret, eğilmemek ise adeta bir başkaldırı sayılıyor. Yalanın organize olduğu, iftiranın hızla yayıldığı, algının gerçeğin önüne geçtiği zamanlardan geçiyoruz. Böylesi dönemlerde ahlaklı adamın omuzlarındaki yük daha da ağırlaşır. O, susarak rahat edebilecekken konuşmayı seçer. Gözünü kapatarak huzur bulabilecekken gerçeği işaret eder. Çünkü bilir ki suskunluk bazen en büyük ihanettir.
Hakikati savunmak kolay değildir. İnsan bazen dost bildiklerinin uzaklaştığını görür. Kalabalıklar arkasını dönüp gider. Alkışlar kesilir. Hatta iftiralar başlar. Ama ahlaklı adam için ölçü kalabalık değildir; ölçü vicdandır. O, doğruların yanında dururken yalnız kalabileceğini bilir. Fakat onursuz kalmanın, yalnız kalmaktan daha ağır bir bedel olduğunu da unutmaz.
Toplumlar, hakikati haykıran birkaç cesur insan sayesinde ayakta kalır. Yalanın karşısında susmayanlar sayesinde adalet nefes alır. Eğer herkes çıkarına göre konuşursa, eğer herkes rüzgâra göre yön değiştirirse; geriye ne adalet kalır ne de güven. İşte bu yüzden ahlaklı adam, kendi küçük dünyasında bile olsa doğruları söylemekten vazgeçmez.Cünkü bilir ki bir mum karanlığı tamamen yok etmese de karanlığa teslim olmadığını gösterir.
Bu uğurda yalnız kalabilir…Fakat asla onursuz kalmaz.
İtibarını kalabalıklardan değil, karakterinden alır. Bugün aleyhinde konuşanlar olabilir; yarın onu anlayacak olanlar çıkacaktır. Çünkü zaman, en büyük hakemdir. Hakikat er ya da geç su yüzüne çıkar.
Ve unutulmamalıdır ki insanı yaşatan sadece nefes değildir; şereftir, haysiyettir, omurgadır. Onursuz bir kalabalığın içinde kaybolmaktansa, onurlu bir yalnızlık daha kıymetlidir.
Ahlaklı adam belki rahat bir hayat sürmez. Belki alkışlanmaz. Belki hedef olur. Ama bir şeyi asla kaybetmez: Kendini.
Çünkü insan, hakikati savunduğu sürece dimdik durur. Yalanın önünde eğildiği gün ise aslında yaşamayı bırakır.
