Bugün Diyadin’e baktığımızda bu sözün ne kadar derin bir anlam taşıdığını daha iyi görüyoruz. İmkânı olan işini bir şekilde hallediyor. Kapı kapı dolaşsa da bir tanıdık buluyor, bir yol açıyor. Ama garibanın ne kapısı var çalacak, ne de sesi duyulacak bir makamı… O, çoğu zaman sadece bekliyor. Beklemekle geçen günler, çözülmeyen sorunlar ve büyüyen bir umutsuzluk.
Diyadin küçük bir yer. Herkes birbirini tanır, herkes birbirinin derdini az çok bilir. Ama buna rağmen garibanın yükü hep ağır olur. Çünkü güçlü olanın sözü daha gür çıkar. İmkânı olanın işi daha hızlı görülür. Oysa devletin, yerel yönetimlerin, toplumun görevi tam da burada başlar. Güçlüye değil, güçsüze el uzatmak; sesi çıkmayana ses olmak gerekir.
Bugün Diyadin’de birçok vatandaş, sorunlarını dile getirirken aynı duyguyu paylaşıyor: “Bizim de sesimizi duyan olacak mı?” Yollar bozuksa, hizmet eksikse, işsizlik varsa; imkânı olan bir şekilde çözüm bulur. Ama dar gelirli vatandaş için bu sorunlar hayatın yükünü kat kat artırır. İşte o zaman “tırnağı olmayanın” hali daha da zorlaşır.
Unutulmamalıdır ki bir toplumun gücü, güçlü olanın rahatlığında değil; zayıf olanın huzurunda gizlidir. Eğer gariban kendini yalnız hissediyorsa, orada adalet eksiktir. Eğer vatandaş derdini anlatacak yer bulamıyorsa, orada vicdan eksiktir. Diyadin’in ihtiyacı da tam olarak budur: Güçlüye değil, güçsüze kulak veren bir anlayış.
“Tırnağı olan başını kaşır” sözü belki hayatın bir gerçeğini anlatıyor. Ama bu gerçeği kabullenmek zorunda değiliz. Çünkü tırnağı olmayanın başını kaşıyacak olan; dayanışma, adalet ve vicdandır. Diyadin’de de beklenti budur. Kimsenin yalnız kalmadığı, garibanın sahipsiz olmadığı, herkesin eşit şekilde değer gördüğü bir Diyadin…
Çünkü bir yerde garibanın başı kaşınmıyorsa, o yerde huzur da eksik kalır.

