Bir insanı sevmemek başka, onun yanlış bulduğunuz düşüncesine karşı çıkmak başkadır. Ne yazık ki günümüzde bu ayrım çoğu zaman bilinçli şekilde karıştırılıyor. Fikre itiraz edince, kişiliğe saldırmışsınız gibi bir hava oluşturuluyor. Oysa medeni toplumlarda esas olan, fikirlerin tartışılmasıdır; şahısların değil.
Bizim meselemiz kimsenin karakteriyle, ailesiyle, geçmişiyle değildir. Kimsenin şahsiyetiyle uğraşmak gibi bir derdimiz de yoktur. Herkesin onuru, haysiyeti kendine aittir ve saygıyı hak eder. Ancak ortaya konulan düşünce, topluma zarar veriyorsa; adaletsizliği, ayrımcılığı, menfaati ve çarpıklığı besliyorsa; işte orada susmak da bir tercih olur. Biz susmamayı seçiyoruz.
Çünkü fikirler masum değildir. Bir zihniyet; liyakati yok sayıyorsa, hakkı gözetmiyorsa, doğruları eğip büküyorsa, yarın bedelini toplum öder. O yüzden karşı duruşumuz kişilere değil, o anlayışadır. İnsanlar değişebilir, fikirler dönüşebilir. Ama yanlışın yanlış olduğunu söylemekten vazgeçersek, doğruyu savunma iddiamız da anlamını yitirir.
Birlikte yol yürümemek düşmanlık değildir. Aynı masada oturmamak hakaret değildir. Aynı düşünceyi paylaşmamak kin değildir. Bu sadece bir tercihtir. İlke meselesidir. Duruş meselesidir.
Bizim için esas olan; adaletli bir anlayış, şeffaf bir yönetim, samimi bir niyettir. Eğer bir düşünce bunları taşımıyorsa, biz orada olmayız. Bu, kimseyi küçümsemek değil; kendi değerlerimizi korumaktır.
Unutulmamalıdır ki; fikir ayrılığı düşmanlık değildir. Asıl tehlike, yanlışın karşısında sessiz kalmaktır. Biz şahıslara değil, yanlış bulduğumuz zihniyete karşıyız. Çünkü mesele kişiler değil, yarınlarımızdır.
