Çünkü gerçek tehdit çoğu zaman dışarıdan gelmez. En ağır darbeler, en yakından gelir.
Bir insanı yokluktan alıp varlığa çıkarabilirsiniz. Ona makam verebilir, itibar kazandırabilir, söz hakkı tanıyabilirsiniz. Fakat karakter inşa edemezsiniz. Karakter, koltukla verilmez. Vicdan, protokol listesine yazılmaz. Sadakat ise makam tabelasıyla kazanılmaz.İktidarların en büyük yanılgısı da burada başlar.
Güçle Büyüyen Ama Değerle Büyümeyenler
Bir gemiyi düşünün… Fırtınalı denizlerde ilerliyor. Kaptan rotayı belirliyor, mürettebat görev başında. Ancak geminin alt güvertesinde sessizce tahta kemiren fareler var. Onlar gemiyi sevmezler; gemi batarsa ilk kaçacak olan da yine onlardır.
İktidarın içindeki bu tipler de böyledir.
Güç varken yanınızdadırlar. Alkış varken ön sıradadırlar. İmza atılırken fotoğraftadırlar.
Ama kriz başladığında, sorumluluk gerektiğinde ya ortadan kaybolurlar ya da ilk eleştiren olurlar.
Çünkü onların derdi gemi değildir.
Onların derdi, gemideki konumlarıdır.
Liyakat Yerine Sadakat, Sadakat Yerine Çıkar
İktidarlar çoğu zaman “sadık” gördüklerini yanlarına alırlar. Fakat sadakat ile çıkar ilişkisi arasındaki çizgi çok incedir. Çıkarın olduğu yerde bağlılık vardır; ama o bağlılık menfaat kadardır.
Liyakat göz ardı edildiğinde, makamlar ehil olmayanlara verildiğinde, sistem içeriden çürümeye başlar. Bu çürüme bir anda fark edilmez. Önce küçük hatalar olur. Sonra küçük skandallar. Ardından güven kaybı.
Ve bir gün bakarsınız ki gemi su almaya başlamış.
İşte o an, “adam yerine koyduklarınızın” gerçek yüzü ortaya çıkar.
İktidarın Aynası: Çevresi
Bir iktidarın kalitesini anlamak için liderine değil, çevresine bakmak yeterlidir. Etrafındaki isimler; karakteri, vizyonu ve ahlaki duruşu yansıtır.
Eğer çevre çıkar peşindeyse, lider yalnızlaşır. Eğer çevre koltuk için yaşıyorsa, dava zayıflar. Eğer çevre korkuyla susuyor, menfaatle konuşuyorsa; orada çürüme başlamıştır.
Tarih bunun örnekleriyle doludur. İktidarlar çoğu zaman dış baskıyla değil, iç ihanetle zayıflamıştır. Güç sarhoşluğu, eleştiriye kapalı bir yapı ve körü körüne güven; sonun başlangıcı olmuştur.
Gemiyi Kurtarmak
Peki çözüm nedir?
Önce şu gerçeği kabul etmek gerekir:
Makam verdiğiniz herkes dava insanı değildir. Yanınızda duran herkes yol arkadaşı değildir.
Liyakat, ehliyet ve karakter; dostluk ve yakınlıktan önce gelmelidir. Eleştiriye açık bir yapı kurulmalı, kör sadakat yerine ilkeli bağlılık aranmalıdır. Çünkü gerçek dost, gerektiğinde yanlışınızı söyleyendir; alkışlayıp geçeni değil.
Gemideki fareleri ayıklamak, gemiyi yüzdürmekten daha zordur.
Ama yapılmadığında, bedeli daha ağırdır.
Son Söz
İktidarlar, kendilerine karşı olanlardan değil; kendi içlerinde büyüttükleri zaaflardan yıkılırlar. “Adam ettiklerinin” bir gün kendilerini adam yerine koymaması, en büyük hayal kırıklığıdır.
Unutulmamalıdır ki;
Güç geçicidir, makam geçicidir, alkış geçicidir.
Ama karakter kalıcıdır.
Gemiyi ayakta tutan kaptanın gücü değil, mürettebatın sadakati ve ehliyetidir.
Aksi halde, gemideki fareler çoktan rotayı değiştirmiştir bile.
