Bunlar kendinden başka kimseye faydası olmayanlardır. Yük olurlar, taşınırlar, taşınırken de can yakarlar. Kimseye ekmek vermezler ama sofraya ortak olurlar. Kimseye umut olmazlar ama umudu tüketirler. Dokunmayın keyiflerine; çünkü beslenemediklerinde, başkasının etini kemiremeyecek duruma geldiklerinde zehirlerini akıtırlar.
Yiyemezse başının etini, zehirini salar vatandaşın kanına…
İftira olur bu zehir, dedikodu olur, karalama olur. Toplumun damarlarına sinsice sızar. En çok da sessiz, çalışkan, derdiyle baş başa bırakılmış insanların canını yakar. Çünkü eşek arısı güçlüye saldırmaz; onun hedefi hep savunmasız olandır.
Bu vızıltılar yıllardır etrafımızda. Kimi makamın gölgesinde, kimi kalabalığın arkasına saklanarak uçuşur. Kendini büyük zanneder ama küçüktür. Gürültüsü çoktur ama sözü boştur. Isırdığı yerde iz kalır, ama kendisi hep kaçar.
Toplumun en büyük sınavı da budur belki:
Eşek arılarının vızıltısını sinek sanıp geçmek mi, yoksa onların zehrine maruz kalmamak için aklı, vicdanı ve dayanışmayı diri tutmak mı?
Çünkü bilinir ki;
Bal yapan arı sessizdir,
Eşek arısı ise hep bağırır.Ve biz artık kimin bal ürettiğini, kimin sadece zehir taşıdığını ayırt etmek zorundayız.
