Bu olay tek başına bir kriz değildir. Ancak bölgedeki savaşın ne kadar hızlı genişleyebileceğini gösteren bir uyarı niteliği taşımaktadır.
İran neden Türkiye’yi hedef almıyor?
İran’ın son dönemde Arap ülkelerinde ve bu ülkelerdeki Amerikan varlığına yönelik saldırılar gerçekleştirdiği biliniyor. Buna karşın Türkiye’deki ABD üsleri –özellikle çok konuşulan Kürecik ve İncirlik– bugüne kadar İran’ın doğrudan hedefi olmadı.
Peki neden?
Bunun en önemli nedeni Türkiye’nin İran açısından bir “cephe ülkesi” değil, bir “denge düğümü” olmasıdır. Türkiye;
- NATO üyesidir,
- İran ile doğrudan kara sınırına sahiptir,
- Rusya ve Çin ile ilişkiler geliştirebilen bir aktördür,
- Arap dünyasıyla güçlü siyasi ve ekonomik bağlara sahiptir.
Bu nedenle Türkiye’ye yönelik doğrudan bir saldırı, yalnızca iki ülke arasında bir kriz yaratmakla kalmaz; aynı zamanda NATO’yu devreye sokabilecek ve bölgesel savaşı büyütebilecek bir hamleye dönüşür.
İran da bunun farkındadır.
Türkiye’nin stratejik konumu
Türkiye ile İran arasındaki ilişki tarihsel olarak Arap ülkeleriyle İran arasındaki ilişkilerden farklıdır.
1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana iki ülke arasındaki sınır değişmemiştir. Rekabet, gerilim ve zaman zaman siyasi sürtüşmeler yaşansa da doğrudan bir savaş söz konusu olmamıştır.
Bu durum İran açısından önemli bir denge unsuru oluşturur. Çünkü Türkiye;
- Batı’ya açılan ticaret kapılarından biridir,
- enerji ve finans akışlarında alternatif bir koridordur,
- yaptırımların etkisini azaltabilecek ekonomik bir nefes alanıdır.
Dolayısıyla Türkiye ile yaşanacak ciddi bir kriz, İran açısından askeri riskten çok daha büyük ekonomik ve stratejik sonuçlar doğurabilir.
İran’ın üç temel hesabı
Bugün İran’ın bölgesel politikalarında üç önemli hesap öne çıkıyor:
- Caydırıcılık göstermek: Körfez ve Arap sahasında ABD varlığına baskı oluşturmak.
- İç konsolidasyonu sağlamak: Devrim Muhafızları merkezli sert çekirdeğin rejim etrafında kenetlenmesini sağlamak.
- Türkiye’yi gri alanda tutmak: Türkiye’nin tamamen ABD-İsrail eksenine kaymasını engellemek.
Bu nedenle İran açısından Türkiye’ye saldırmak stratejik bir hata olur. Çünkü böyle bir hamle Ankara’yı doğrudan karşı cepheye itebilir.
Peki İran Türkiye’yi ne zaman hedef alabilir?
Bu sorunun cevabı daha karmaşık.
İran’ın Türkiye’ye yönelik bilinçli bir saldırı planı yaptığına dair güçlü bir işaret yoktur. Ancak bazı senaryolar bu ihtimali gündeme getirebilir.
Birinci senaryo: İran, Türkiye topraklarından kendi rejimine yönelik sistematik bir askeri saldırı algısına kapılırsa, Türkiye’deki ABD unsurlarını hedef almayı düşünebilir.
İkinci senaryo: Bölgesel savaşlarda sıkça görülen provokasyon veya “sahte bayrak” operasyonları devreye girebilir. Faili belirsiz bir saldırı Türkiye-İran hattında gerilimi tırmandırabilir.
Üçüncü senaryo: İran içindeki siyasi güç dengelerinde yaşanabilecek kırılmalar veya rejim içi fraksiyon mücadeleleri kontrol kaybına yol açabilir.
Hibrit savaşın yeni riskleri
Modern savaşlar artık sadece siyasi kararlarla yürümüyor.
- radar hataları,
- füze sapmaları,
- İHA kontrol sorunları,
- siber müdahaleler
gibi teknik faktörler de krizlerin büyümesine neden olabiliyor.
Bir füzenin hedef şaşırması veya bir radarın yanlış okuması, sadece birkaç dakika içinde geri dönülmez bir tırmanma yaratabilir.
Sonuç
Ortadoğu’da bugün birçok güç aynı anda farklı oyunlar oynuyor.
- İran bölgesel baskı kurmaya çalışıyor,
- ABD ve İsrail yeni bir güvenlik mimarisi inşa etmeye çalışıyor,
- Rusya ve Çin ise bu denklemde tamamen dışarıda kalmıyor.
Bu karmaşık tabloda Türkiye kritik bir denge noktası olarak öne çıkıyor.
Jeopolitiği iyi bilenler şu gerçeği bilir:
Düğümler birbirine değebilir, gerilim yaşayabilir ama genellikle doğrudan kesilmez. Çünkü düğümler kesildiğinde sistem kontrolsüz biçimde büyür.
Ancak bazen birileri o düğümlerin arasına bir bıçak sokmak isteyebilir.
Asıl risk de tam olarak burada başlıyor.
