Eskiler boşuna dememiş: Pirincin içindeki siyah taşı ayıklamak kolaydır. Çünkü kendini belli eder. Ama beyaz taş öyle değildir. O da pirince benzer, görünüşte aynı gibidir ama gerçekte değildir. İşte bugünlerde dikkat edilmesi gereken mesele de tam olarak budur. Kendini pirinç diye yutturmaya çalışan beyaz taşlara karşı dikkatli olmak…
Ben bu topraklarda, Diyadin’de yıllardır yaşayan, insanları tanıyan biriyim. En az 20 yıldır kimin gerçekten pirinç olduğunu, kimin ise beyaz taş gibi araya karıştığını az çok bilirim, şükür. Bu yüzden kimse kendisini pirinç diye yutturmaya kalkmasın. Çünkü insanın geçmişi saklanmaz. Önceden neyseniz, bugün de büyük ölçüde osunuzdur.
Bizim burada anlatmak istediğimiz şey aslında çok basit: Haysiyetli yaşamak ve haysiyetli ölmek… İnsan arkasında iyi bir isim bırakabilmeli. Diyadin gibi küçük ama onurlu insanların yaşadığı bir yerde herkes birbirini az çok tanır. Bu yüzden burada en büyük servet para değil, makam değil; insanın haysiyetidir.
Biz kimseye düşman değiliz. Kimsenin siyasi görüşüne de karışmıyoruz. Herkesin bir fikri, bir yolu vardır. Sizin siyasi görüşünüz sizi ilgilendirir, bizim siyasi görüşümüz de bizi ilgilendirir. Ama siyaset uğruna insanlığımızdan vazgeçmek doğru değildir.
Çünkü her şeyin bir ölçüsü vardır. Sevmenin de, bağlılığın da bir ölçüsü olmalıdır. İnsan en çok sevdiği şey ile imtihan olur derler. Bu yüzden siyaset uğruna kimsenin kalbini kırmaya değmez. Vallahi değmez, billahi de para etmez.
Diyadin’in insanı merttir, sözünün arkasında durur. Bu memlekette insanlar yüzüne güldüğü kişinin arkasından konuşmayı sevmez. Bu yüzden herkes kendine şu soruyu sormalı: “Ben gerçekten pirinç miyim, yoksa pirincin arasına karışmış bir beyaz taş mı?”
Sözün özü şudur:
Diyadin’de yaşayıp da bu memlekete gönül veren herkesin en büyük sorumluluğu haysiyetli kalmaktır. Haysiyetli yaşayın, haysiyetli olun ve arkanızda haysiyetli bir isim bırakın. Çünkü insanın geride bıraktığı en büyük miras budur.

