Hayatlarını bir “dalkavuklar apartmanında” geçirirler. Kat kat yalan, daire daire rol… Bir gün kapınızda eğilirler, ertesi gün sırtınızı pazarlık masasına yatırırlar. İşleri düşünce el öpmede mahirdirler; işleri bitince sizi satmakta profesyonel… Ne bir durakları vardır ne de utandıkları bir yön.
Duyguları meta, ilişkileri yatırım aracıdır. Bugün dost olduklarına yarın yabancı, bugün övdüklerine yarın düşman kesilirler. Renk değiştirmekte bukalemunları, eğilmekte kırbacı kıskandırırlar. Onlara göre insan olmak bir değer değil, bir ihtiyaçtır; ihtiyaç bitince insanlık da biter.
Mesafelerini ahlak belirlemez; çıkar belirler. Kime yakın duracaklarını, kimden uzaklaşacaklarını vicdanla değil fayda hesabıyla ölçerler. O yüzden yanlarında uzun süre kalırsanız, ya kirlenirsiniz ya kullanılırsınız.
Şunu açıkça söyleyelim: Dalkavuklarla dolu bir zamandayız. Haysiyetini dünyalık renklere boyamış, şerefini en ucuz rafta sergileyen tiplerin sayısı az değil. Onlardan uzak durmak nezaket değil, hayatta kalma refleksidir.
Bazen yapılacak en doğru şey susmak değil; içini boşaltmaktır. Çekin sifonu… Hayatınızdan, zihninizden, yolunuzdan bu kirliliği akıtın. Çünkü pislik tutuldukça kokar, akıtıldıkça temizlenir.
Unutmayın: Dünyaya bir daha gelme şansınız yok. Bu dünyada kalma vaktiniz de sınırlı. Bu kısa ömrü, onurunuzu pazarlık edenlerin eline teslim etmeyin. Şerefinizi, şerefsizlerin vitrin süsü yapmasına izin vermeyin.
Menfaat düzeni çöker. Onur kalır.
Kahrolsun çıkar.
Yaşasın haysiyet.
Elhamdülillah.
