Bizim paylaştıklarımız yüzünden hemşerisinden soğuyanlar var. Oysa mesele soğumak değil, anlamaya çalışmak. “Ben yazılarından anlamıyorum” diyemiyor. “Niyetini yanlış anladım” diyemiyor. Ama içten içe bir mesafe koyuyor. Sonra da en kolay yolu seçiyor; sessizce arkadaşlıktan çıkarıyor, üzerine bir de engel atıyor.
Oysa Diyadin’de samimiyet her zaman kıymetli olmuştur. Burada insanlar lafı dolandırmadan konuşur. İçinden geçeni söyler. Kimi zaman bu samimiyet ağır gelebilir. Çünkü alışık olmayan için açık sözlülük rahatsız edicidir. Ama bu rahatsızlık, birbirinden kopmayı gerektirmez. Aksine konuşmayı, tartışmayı, anlamayı gerektirir.
Diyadin’de aynı sokakta büyüyen, aynı pazarda selamlaşan, aynı cenazede omuz omuza duran insanlar; bir yazıdan, bir fikirden dolayı birbirine mesafe koymamalı. Farklı düşünmek ayrılık sebebi değil, zenginliktir. Eleştiri düşmanlık değildir. Samimiyet ise asla kötü niyet değildir.
Bazen öyle bir noktaya geliniyor ki, tartışmaya girmek yerine “Ben seni engelleyeyim, az ötede oyna” mantığı öne çıkıyor. Oysa Diyadin kültürü bu değil. Diyadin’in mayasında yüz yüze konuşmak, kırgınlığı büyütmeden çözmek, farklılıkları hoşgörüyle karşılamak vardır.
“Aman sen dininden imanından soğuma” diyerek mesafe koymak da çözüm değil. Kimse kimseyi inancından uzaklaştırmıyor. Aksine doğru bildiğini söylemek, yanlış gördüğünü dile getirmek bu toplumun daha iyi olması içindir. Susmak değil, konuşmak iyileştirir. Kaçmak değil, yüzleşmek büyütür.
Diyadin küçük ama yüreği büyük bir memleket. Burada insanlar birbirini silerek değil, anlayarak yaşamalı. Engelleyerek değil, dinleyerek yol almalı. Çünkü aynı toprağın insanıyız. Aynı havayı soluyor, aynı yarınlara bakıyoruz.
O yüzden kimse kimseye “Az ötede oyna” demesin.
Gel konuşalım.
Gel tartışalım.
Ama en önemlisi, Diyadinli olmanın samimiyetini kaybetmeyelim.

